Ulusal Ekonomiyi , halkın refah düzeyini , ekonomik ve sosyal gerçekleri gözardı eden çözümlerin ne globalleşmeye olumlu katkısı olabilir, ne de gerçekçiliğe.

Evrensel doğa kirliliğinin esas yaratıcıları olan gelişmiş sanayi ülkeleri artık sanayileşme sürecinin tamamladıkları, sanayi ötesine geçmeye başladıkları için, çevre kirlenmesi konusunda aşırı hassas olma romantizmini ateşleyebilirler.

Avrupa Topluluğunun içinden geçtiği süreç bunun iyi bir kanıtıdır.Globalleşmeye, evet Ama öz kaynakların korumaya, değerlendirmeye de evet Eninde sonunda hepsi insanlığın ortak değerleri, tükenmekte olan ortak kaynakları değil midir? Ama sanayileşme süreci içindeki ülkeler toplumlar da aynı serüvenlerden geçmek zorundadır. bütün bu deneylerin ışığınde bütün bu olgulardan gerekli dersleri çıkararak.

Çözüm, doğanın ya da madenciliğin militantizminde değildir. Çözüm uzlaşımcılığın, sentezciliğin, akılcılığın militantizminde saklıdır.

Bizim görüşümüz tezimiz, gayret nettir.

Bir sorunu bir problemi çözmek için ön koşul,doğru tanıdır, yani teşhis.

Öncellikle, bu bilgi boşluğu doldurulmalıdır. Bu olgu gerçekleşmeden, çözüm üretilemez. Bilgisizlik sisi dağılmadan,gerçekler görülemez.

Eğer gerçekçi sentez arayışlarını bir kenara atar, her görüşü kutuplaşmaya bırakırsak, hiçbir çözüm üretemeyiz.

Günlük,anlık,duygusal tepkilerle, hiçbir nesnel objektif, bilimsel temele dayanmayan verilerle, bireysel gözlemlerle sorunlarımızı büyütmek, ya da küçümsemekten kurtulmamız şarttır. Yani rüzgar kuzeye döndüğü anda "batıyoruz" diye suçlu aramakda, lodos başlayınca trajediyi tümüyle unutmak da, artık aşmamız gereken tepkilerdir.

Böylesi büyük bir sorunun hazır çözümleri yoktur. Kestirme yolları ise hiç yoktur.Hele kendi öz kaynaklarımızı gözardı eden, küçümseyen önyargılı yaklaşımların, ülkeye hiçbir yararı yoktur. Türkiyenin enerji sorununa en gerçekçi çözüm ülke kaynakları öncelikli akılcı yakıtlar sentezidir.

Bu gerçeklerin başında da, dünyanın çevre açısında geleceği ile birlikte dünya enerji ticaretinin ekonomik gerçekleri gelir."Enerjinin, yakıtın potitik ve sosyal bir silah olarak kullanılması" gelişme savaşı veren ülkemizin dış ticaret dengeleri, imkanları ve imkansızlıkları gelir.

Sonuç olarak akılcı sentezler üretecek yolları daima açık tutalım.

Çağımız neyi nasıl ve niçin yapamayacağımızı arama çağı değildir.

Neyi nasıl ve niçin yapabileceğimizi araştırma çağıdır.

Bir başka kestirme yol da yoktur.

Bizler MİLTEN ailesi olarak Düşünce ve söylemlerimizin arkasında durarak Yöneticisi çalışanı Mühendisleri ile 50 yılı aşkındır bu ülkenin yer altı kaynaklarını üreterek halkımıza kazandırmanın yanında doğayı bulduğumuzdan da mükemmel hale getirerek gelecek nesillerimize devir etmenin sonsuz mutluluğunu yaşıyoruz.

 



CEMİL ÖKTEN
MİLTEN HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI

Sınırların giderek eridiği, yıprandığı, sanayi ötesi ekonomilerin örnek oluşturduğu modern çağda, Türkiye`miz kalkınmasını, gelişmesini sürdürmeye halkının refah düzeyini gelişmiş ülkeler düzeyine çıkarmaya adamış bir ülkedir.

En büyük özenle korunması gereken tarihsel mirasa, doğal zenginliklere, yeni yeni değerlendirilmeye başlanmış yer altı ve yerüstü önemli potansiyele sahip olması, bu gerçeği değiştirmez.

Doğaldır ki Sanayileşme ve kentleşme, dün olduğu gibi bugün de, yöresel ya da global kalkınmanın, gelişmenin ve daha uygar yaşamanın tartışılmaz ön koşuludur.

Dünya, yalnız politik alanda değil ekonomik, toplumsal, kültürel alanlarda da kalkınma iradesinin önündeki sorunları, radikal tepkilerle değil, uzlaşmacı yaklaşımlarla çözme eğilimindedir. Ama o uzlaşma arayışı, sanayileşme ve kentleşme zorunluluğuyla, kalkınma ve çevre bilincini bağdaştırmayı, büsbütün zorunlu kılar.

Hiçbir kuşku yoktur ki, sanayileşme ve kentleşme sürecinin bir yanda, çevre ve doğa bilincinin diğer yanda bulunduğu, bir karşıtlıklar dünyası içinde değiliz. Önümüzde, çaresizce, verimsiz, kısır tartışmalarla boyun eğeceğimiz bir ikilem değil, yeterince özveri,gayret ve bilinçle erişilebilecek bir sentez zorunluluğu vardır.

Yer altı zenginliğinin yeryüzüne çıkartılması ve kullanılması, kendisiyle birlikte, mutlak bir takım çevresel sorunları da kaçınılmaz olarak beraberinde getirecektir.

Bir takım gerekçelerle bu sahaların işlettirilmemesi, kaynakların atıl bırakılması talebi ne yazık ki, başka türlü yeri doldurulamayacak yararlardan halkı ve ülkeyi yoksun bırakmaktadır.

Düşük verimlilik ve Çevre koruma gibi yapay kaygılar gerekçe gösterilerek yapılan yanlış uygulamaların ülkeyi dışa bağımlı hale getirmesinin bu boyutlara vardırılması, birçok ekonomik ve sosyal erozyona, insanın çevreye duyarsız kalmasına, hatta husumet doğmasına yol açacaktır.

Konut, yiyecek ve yakacak ihtiyacı içindeki bir kitleyi temel ihtiyaçlarını karşılamaktan hiçbir güç alıkoyamaz.Kitleler, tazyik altındaki buhar gibi, kendisine mutlak bir çıkış yolu bulur bir rahne açar. Bu olgunun önüne polisiye tedbirlerle de geçilemeyeceği açıktır.

Bu çözümleri , bu disiplinleri radikal yollarda aramak ise, çözüm yollarını tümden çarpıtırır, işi çıkmaza sürükler. Yasa dışı oluşumları, plansız, altyapısız gelişmeyi engelleyemezseniz, bağlı hiçbir aşırılığı tek tek engelleyemezsiniz.

Doğal enerji kaynaklarının, halen ekonomiden öte politik bir silah olduğu gerçek değil midir? Aksi olsaydı hala savasların en önemli sebebi bu olmazdı

Ya da piramit tersinden, yukarıdan aşağıya doğru kurmaya çalışırsınız şimdi olduğu gibi "salt doğayı korumak adına Dünyadaki tüm uygulamaların aksine halkımızın ekonomik olarak ısınma ihityacını karşılayan Maden ocaklarınımı kapatalım" Yoksa sanayileşme hızımızı kesmeden, kamu ya da özel kesim tesislerini yüksek verimliliğe , kazanca çevre koruyucu önlemlere mi teşvik edelim.

Globalleşme bilinci, herhalde hiçbir ulusun kendi öz kaynaklarını ihmal etmesi salt kalite konfor kaygısıyla, yalnız başkasının malını satın alarak yaşamını koruması değildir.

 

 

 

Daha fazla bilgi için mail yolu ile bize ulaşabilirsiniz. milten@milten.com.tr